İstanbul'un Gizli Kalmış Köşeleri: Kalabalıktan Uzak Bir Eylül Günü
Eylül ayı İstanbul'da keşif için en ideal zamandır. Yazın bunaltıcı kalabalığı çekilmiş, hava hâlâ ılık ve aydınlıktır. Şehrin en çok fotoğraflanan meydanlarından uzaklaşıp, taş duvarların ardına saklanmış, rehber kitaplarda küçük puntolarla geçen köşelerine yönelmek için bundan daha iyi bir mevsim olamaz. Bugün sizi Beyoğlu'nun arka sokaklarına, Haliç kıyısına ve Boğaz'ın sessiz koylarına götüreceğiz.
Aynalıkavak Kasrı, Haliç'in kıyısında, modern şehrin gürültüsünden korunmuş bir vaha gibidir. 17. yüzyıldan kalma bu küçük saray, Topkapı'nın ihtişamından uzakta, sade ama zarif mimarisiyle dikkat çeker. Geniş bahçesinde yürürken, bir zamanlar padişahların dinlenme mekânı olan bu köşkün pencerelerinden Haliç'in maviliğini seyre dalabilirsiniz. Özellikle sabah saatlerinde, henüz ziyaretçi akınına uğramadan, bahçedeki çınarların altında oturmak bambaşka bir İstanbul deneyimidir.
Azapkapı'ya doğru yürüdüğünüzde, Saliha Sultan Çeşmesi karşınıza çıkar. 18. yüzyıldan kalma bu zarif çeşme, bugün bile mahallelinin su ihtiyacını karşılayan, yaşayan bir tarih parçasıdır. Çeşmenin ince işçilikli mermerleri ve süslemeleri, Osmanlı sivil mimarisinin en güzel örneklerinden biridir. Burada bir çay molası verip, çeşmenin önündeki küçük meydanda oturarak, günlük hayatın akışını izleyebilirsiniz.
Haliç'ten yukarı doğru çıkarken, Tünel'in arka sokaklarında kaybolmak da ayrı bir keyiftir. 1875'te açılan bu tarihi yeraltı füniküleri, dünyanın en eski ikinci metrosudur. Bugün bile Karaköy ile Beyoğlu'nu birbirine bağlayan bu kısa yolculuk, nostaljik bir zaman yolculuğu gibidir. Tünel'den çıkıp ara sokaklara saparsanız, antikacılar, eski kitapçılar ve küçük kahvecilerle dolu, turistik İstiklal Caddesi'nden çok farklı bir Beyoğlu keşfedersiniz.
Günün sonunda, Emirgan Korusu'na doğru yola çıkabilirsiniz. Boğaz'ın yukarısında, Sarıyer'e yakın bu geniş koru, İstanbul'un en büyük yeşil alanlarından biridir. Eylül ayında ağaçların yaprakları henüz sararmamış, hava serinlemeye başlamıştır. Korunun içindeki yürüyüş yollarında kaybolabilir, Boğaz manzaralı tepelerde oturup gün batımını izleyebilirsiniz. Burası, şehrin içinde ama şehirden uzakta hissettiren, gerçek anlamda gizli kalmış bir cennettir.